top of page

Magnet Quarterly x PUMA: Sümeyye Aydoğan

Bazı insanlar sahneye çıkmak için doğar. Onların enerjisi, henüz fark edilmeden bile etrafına yayılır. Sümeyye Aydoğan da tam olarak böyle bir isim. Kendine has enerjisi, disiplinli hayatı ve sanata duyduğu tutkuyla her geçen gün sınırlarını genişletiyor. Onunla hızı, modaya bakışını ve PUMA’nın ikonik modeli Speedcat ile nasıl bir araya geldiğini konuştuk.



Bazı insanlar gerçekten star olmak için doğuyor. Seninle ilk tanıştığımızda da bu izlenimi aldım. Bugün olmasa bile bir gün zaten seyirciyle buluşmak zorundaymışsın gibi bir enerjin var. Sen, kaderinde bunun yazdığına inanıyor musun? Nasıl bir yolculuk seni buraya getirdi? 


Ne kadar onore edici bir yorum, çok naziksin. Hepimizin yaydığı ışık kadar var olduğumuza inanıyorum. Bilmiyorum, sen buna inanır mısın ama ben inanıyorum ve hayatımı da buna göre yaşamaya çalışıyorum. Her gün daha fazla ışık saçmaya, bunu paylaştıkça çoğalacağıma inanıyorum. Kısacası, kalbimle yaşamaya... Demek ki ilk gördüğümüz anda birbirimize de dokunmuşuz. Her gün seyirciyle değil, kendi en iyi versiyonumla buluşmak için kalkıyorum yataktan. Kaderim mi, bilemiyorum ama dediğim gibi, ben bir ışık topuyum. Alanıma sadece güzellikler ile gelişime ve geliştirmeye açık zerreleri alıyorum. Bunun için kendimi sürekli araştırıyorum, okuyorum ve çok çalışıyorum. Emeklerimin karşılığını da alıyorum. 


Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki var. Milan Kundera, Yavaşlık kitabında, bir şeyi anımsamak isteyenin gitgide yavaşladığını; buna karşılık, bir olayı unutmak isteyenin gittikçe hızlandığını gözlemlediğini aktarıyor. Sende de durum böyle mi? Hız senin için ne ifade ediyor? 


Soruya yanıt verirken yavaşlamam gerektiğini fark ettim. Evet, doğru. Hızlandıkça kaçıyoruz: hayattan, yorgunluklardan, gerçeklerden... Bence burada sorgulamamız gereken şey "neden?" Neden yavaşlamam gerekti düşünmek için? Hızın kendisi korkmadığın müddetçe kötü değil. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi ve tüm personalarına, tüm “id”llerine merhaba demesi gerekiyor. Ben hız veya yavaşlıktan ziyade dengeyi bulmam gerektiğini düşünüyorum.


Hız aslında yalnızca sürat değil. Her şey çok hızlı değişiyor. Teknoloji geliştikçe alışkanlıklarımız, bakım rutinlerimiz, sanatsal hobilerimiz tek tek dönüşüyor. Müzik dinlemek için artık telefon dışında hiçbir şeye ihtiyaç duymuyoruz mesela. Birçoğu, kitap okumak için bile ekranları kullanıyor. Bu değişimler seni hiç başını döndürecek kadar etkiliyor mu? Rutinlere ve alışkanlıklara bağlılığın nasıl?

 

Olmaz olur mu! Hatta bazen, “keşke şu telefon denen şey bir anda yok olsa.” diyorum. Rutinlerime çok bağlı biriyim. Aksasa bile arayı fazla açmam, hemen düzenime geri dönerim. Hızla değişen dünyanın içinde, yazılı kurallarımın olması bana kendimi güvende hissettiriyor.



Aynı zamanda sıkı bir spor rutinin var. Polis ebeveynlerin disiplinli çocuğu muydun? Sporla olan ilişkini nasıl tanımlıyorsun?


Evet, çok sıkı bir spor rutini içindeyim ve bundan inanılmaz keyif alıyorum. Ailem, sporcu olmamı çok istedi ve beni hep teşvik etti. Kendimi bildim bileli sporla iç içeyim. Dört yıl basketbol oynadım, milli takım seçmelerine katıldım. Yani evet, ailem bu yolculukta bana muhteşem öncüler oldu.


PUMA’nın ikonik modeli Speedcat ile bir aradasın. Alçak tabanı, ince silueti ve sofistike süetiyle klasik ama fütüristik bir model Speedcat... Bu iş birliği ile ilgili neler hissediyorsun?


Çok mutluyum. Zamanına damga vurmuş bir tasarım ve şu an ben taşıyorum. Speedcat’ten bahsederken zihnimde sadece bir ayakkabı değil, bir kişilik, bir karakter canlanıyor. Dediğin gibi rahat, zarif, özel, ileri görüşlü... Tekrar damga vurma vakti! Onunla hedeflerimiz aynı. 


Speedcat yalnızca bir sneaker olarak geri dönmedi, aslında arkasında bir moda manifestosu da var. Senin modayla ilişkin nasıl? Modayı bir ifade aracı olarak kullanabildiğini düşünüyor musun?


Tabii ki öyle! Kesinlikle bir ifade dili… Ruhunu, karakterini, modunu, tavrını—sana dair birçok şeyi anlatabileceğin ve aynı zamanda her gün, her an, her mekânda farklı mesajlar verebileceğin bir araç. Açıkçası ben moda konusunda obsesif değilim. Kendimi ifade edebileceğim birçok farklı alan deniyorum ve bu bana büyük keyif veriyor. Mesleğim de beni biraz buna itiyor. Moda ile elbette uzak sayılmayacak bir ilişkim var ama dediğim gibi, takıntılı değilim. Aksi hâlde keyfini çıkaramam gibi geliyor zaten. 


Speedcat, klasik kırmızı ve siyah renklerinin yanına “Pink Blush”, “Pelé Yellow” ve “Team Royal” gibi modern renkleri de ekledi. Sen renk konusunda cesur musun? Sümeyye Aydoğan bir renk olsa hangisi olurdu?


Öncelikle favorim “Pink Blush”, bunu söylemeden geçmeyelim! Ve elbette, Sümeyye Aydoğan renkler konusunda cesurdur—her zaman! Bu yüzden cevabım: Mor! 


Kendi stilini nasıl ifade edersin?


Zamansız ve avangart olarak tanımlıyorum stilimi. Her an her şeyi giyebilir, her parçayı kendime yakıştırabilirim. Doğru yerde ve doğru zamanda, denenmemiş ya da cesaret edilememiş uç noktalara dokunmayı seviyorum. Vintage parçalar bu aralar favorim.



Comments


bottom of page